Trump’ın Yeni Gümrük Vergileri Küresel Ticarette Yeni Bir Dönem Başlatıyor: Amerikan ve Türk Ekonomisi İçin Fırsatlar ve Riskler

screenshot

Editörden | Mustafa Şimşek
Genel Koordinatör – İllerde Ekonomi Gazetesi

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump yönetiminin gümrük vergilerini artırmaya ve ticaret ilişkilerini karşılıklılık temelinde yeniden düzenlemeye yönelik politikaları, yalnızca ABD ekonomisini değil, küresel üretim ve ticaret sistemini de etkileyebilecek stratejik bir dönüşüme işaret etmektedir.

ABD yönetimi, 2025 yılında başlattığı karşılıklı tarife programını 2026 yılında yeni ülke anlaşmaları, sektörel düzenlemeler ve ulusal güvenlik gerekçeli ithalat tedbirleriyle sürdürmektedir. ABD Ticaret Temsilciliğinin 2026 Ticaret Politikası Gündemi’nde de dış ticaret açıklarının azaltılması, yabancı ticaret engellerine karşılık verilmesi ve Amerikan üretim kapasitesinin güçlendirilmesi temel hedefler arasında gösterilmektedir. (United States Trade Representative)

Haziran 2026’da çelik, alüminyum ve bakırdan üretilen bazı ürünlere ilişkin tarife rejimlerinin yeniden düzenlenmesi; temmuz ayında ise ticari uçaklar, jet motorları ve ilgili parçalara yönelik yeni kararların açıklanması, Washington yönetiminin gümrük vergilerini geçici bir müzakere aracı olmanın ötesinde, sanayi ve ulusal güvenlik politikasının bir parçası olarak kullandığını göstermektedir. (The White House)

Stratejik Korumacılığın Temel Amaçları

Trump yönetiminin yeni ticaret politikasının temel hedefleri şu şekilde özetlenebilir:

  • ABD’de sanayi üretimini ve yerli istihdamı artırmak,
  • Amerikan ve yabancı şirketleri ABD sınırları içinde yatırım yapmaya yönlendirmek,
  • Dış ticaret açığını azaltmak,
  • Çelik, enerji, savunma, teknoloji ve kritik mineraller gibi stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı düşürmek,
  • Küresel tedarik zincirlerini ulusal güvenlik öncelikleri doğrultusunda yeniden yapılandırmak,
  • ABD ürünlerine uygulanan yabancı ticaret engellerine karşı mütekabiliyet oluşturmak.

Bu yaklaşım, klasik serbest ticaret anlayışından farklı olarak, devletin gümrük vergileri ve yatırım teşvikleri yoluyla üretimin coğrafi dağılımına doğrudan müdahale ettiği bir stratejik korumacılık modeli ortaya koymaktadır.

Gümrük Vergisini Gerçekte Kim Öder?

Ekonomik değerlendirmelerde gözden kaçırılmaması gereken en önemli hususlardan biri, gümrük vergisinin teknik olarak ihracatçı ülke tarafından değil, ürünü ABD’ye ithal eden şirket tarafından ödenmesidir.

İthalatçı şirket bu maliyeti kendi kârından karşılayabilir, yabancı tedarikçiden fiyat indirimi talep edebilir veya ürünün satış fiyatına yansıtabilir. Gerçek ekonomik yükün kim üzerinde kalacağı; piyasanın rekabet düzeyine, ürünün ikame edilebilirliğine, döviz kurlarına ve şirketlerin fiyatlama gücüne bağlıdır.

Bu nedenle tarifelerin yalnızca yabancı üreticilere zarar veren ve ABD ekonomisine doğrudan kazanç sağlayan tek yönlü bir araç olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Tarife, aynı anda hem yerli üreticiyi koruyabilir hem de ithal girdiye bağımlı Amerikan şirketlerinin maliyetlerini artırabilir.

Amerikan Ekonomisine Muhtemel Etkileri

Kısa Vadeli Olası Kazanımlar

Yeni tarifeler, bazı Amerikan sektörlerine ithal ürünler karşısında fiyat avantajı sağlayabilir. Özellikle çelik, alüminyum, makine, enerji ekipmanları, otomotiv, savunma ve ileri teknoloji alanlarında yerli üretim yatırımlarının hızlanması mümkündür.

Yabancı şirketler, yüksek tarifelerden kaçınmak amacıyla üretim tesislerini veya montaj operasyonlarını ABD’ye taşıyabilir. Bu gelişme, doğru yatırım ortamı sağlanması hâlinde sanayi istihdamına, bölgesel kalkınmaya ve teknolojik kapasiteye olumlu katkıda bulunabilir.

Gümrük vergileri aynı zamanda federal bütçe açısından ek gelir oluşturabilir. Ancak bu gelirin ekonomik refah üzerindeki net etkisi değerlendirilirken tüketici fiyatları, şirket maliyetleri, yatırım kararları ve ticaret ortaklarının karşı tedbirleri birlikte ele alınmalıdır.

Enflasyon ve Üretim Maliyetleri Riski

Amerikan sanayisi, yalnızca nihai tüketim ürünü değil; yarı mamul, ham madde, makine parçası ve teknolojik bileşen de ithal etmektedir. Bu nedenle ithal girdilere uygulanan yüksek vergiler, korunmak istenen bazı Amerikan üreticilerinin maliyetlerini de yükseltebilir.

Şirketlerin artan maliyetleri satış fiyatlarına yansıtması durumunda tüketici enflasyonu üzerinde yukarı yönlü baskı oluşabilir. Özellikle kısa sürede yerli alternatifi üretilemeyen ürünlerde fiyat etkisi daha belirgin olabilir.

Tarifelerin enflasyonist etkisinin büyüklüğü ise doların değeri, enerji fiyatları, iç talep koşulları, şirketlerin kâr marjları ve Amerikan Merkez Bankasının para politikası gibi çok sayıda değişkene bağlı olacaktır.

Dış Ticaret Açığı Otomatik Olarak Kapanmayabilir

Gümrük vergilerinin temel amaçlarından biri ABD’nin dış ticaret açığını azaltmaktır. Ancak dış ticaret dengesi yalnızca vergi oranlarıyla belirlenmemektedir. İç tüketim, tasarruf oranı, bütçe açığı, döviz kuru, enerji ithalatı ve Amerikan ekonomisinin büyüme hızı da dış ticaret açığı üzerinde etkili olmaktadır.

ABD’nin mal ve hizmet ticareti açığı Mayıs 2026’da 54,6 milyar dolardan 77,6 milyar dolara yükselmiştir. Aynı ayda mal ticareti açığı 106,5 milyar dolara çıkarken hizmet ticaretinde 28,9 milyar dolarlık fazla verilmiştir. Bu veriler, yüksek tarifelerin dış ticaret açığını kısa sürede ve tek başına ortadan kaldırmasının garanti olmadığını göstermektedir. (bea.gov)

Misilleme ve İhracat Kaybı İhtimali

ABD’nin ticaret ortakları tarafından uygulanabilecek karşı tarifeler; Amerikan tarım ürünleri, sanayi malları, uçak, otomobil, teknoloji ve enerji ihracatını olumsuz etkileyebilir.

Bu durumda tarifelerle korunan sektörlerde üretim artarken, ihracata bağımlı sektörlerde pazar kayıpları yaşanabilir. Dolayısıyla politikanın Amerikan ekonomisi üzerindeki net sonucu, korunan sektörlerde oluşan kazanımlarla diğer sektörlerde ortaya çıkan maliyetlerin toplamına bağlı olacaktır.

Belirsizlik ve Yatırım Kararları

Tarife oranlarının sık değişmesi, yeni istisnaların açıklanması veya ülkeler arasında farklı anlaşmalar yapılması, şirketlerin uzun vadeli yatırım kararlarını zorlaştırabilir.

Şirketler yeni tesis yatırımlarını değerlendirirken yalnızca bugünkü vergi oranlarına değil, beş veya on yıl sonraki ticaret rejiminin öngörülebilirliğine de bakmaktadır. Bu nedenle sanayi politikalarının başarılı olabilmesi için tarife uygulamalarının yanında hukuki istikrar, enerji maliyetleri, nitelikli iş gücü ve güçlü altyapı da gereklidir.

Türkiye Ekonomisi Açısından Fırsatlar ve Riskler

ABD’nin yeni tarife politikaları Türkiye açısından tek yönlü bir sonuç doğurmayacaktır. Bazı sektörlerde yeni ihracat ve yatırım fırsatları oluşabilirken, küresel ticaretin yavaşlaması ve Türkiye’ye yönelik sektörel vergilerin yükselmesi önemli riskler yaratabilir.

Türkiye İçin Oluşabilecek Fırsatlar

ABD’nin Çin ve bazı büyük üretici ülkelere yönelik vergileri Türk ürünlerine kıyasla daha yüksek seviyelere çıkarsa, Türkiye belirli ürün gruplarında göreceli fiyat avantajı elde edebilir.

Bu kapsamda aşağıdaki sektörler yeni fırsatlarla karşılaşabilir:

  • Makine ve üretim ekipmanları,
  • Otomotiv yan sanayi,
  • Elektrikli cihazlar ve kablo sistemleri,
  • Beyaz eşya ve ev teknolojileri,
  • Teknik tekstil ve hazır giyim,
  • Kimya ve plastik ürünleri,
  • Mobilya ve yapı malzemeleri,
  • Savunma ve havacılık yan sanayisi,
  • Medikal cihazlar,
  • Paketleme ve lojistik çözümleri.

Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika’ya yakınlığı; gelişmiş sanayi altyapısı ve esnek üretim kapasitesi, tedarik zincirlerini çeşitlendirmek isteyen Amerikan şirketleri açısından avantaj oluşturabilir.

Türkiye Ticaret Bakanlığı verilerine göre ABD, 2026 yılının ilk beş ayında Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştirdiği ülkeler arasında ikinci sırada yer almıştır. Bu durum, ABD pazarının Türk ihracatçıları açısından taşıdığı stratejik önemi göstermektedir. (https://ticaret.gov.tr)

Fırsatlar Kendiliğinden Gerçekleşmeyecektir

ABD’nin başka ülkelere uyguladığı yüksek tarifeler, Türk şirketlerinin otomatik olarak pazar payı kazanacağı anlamına gelmemektedir.

Türk şirketlerinin ABD pazarında kalıcı başarı sağlayabilmesi için:

  • Ürün bazında gümrük tarifelerini incelemesi,
  • Menşe ve tedarik zinciri kurallarına tam olarak uyması,
  • ABD teknik standartları ve sertifikasyon süreçlerini tamamlaması,
  • Ürün sorumluluğu ve ticari risklere karşı sigorta yaptırması,
  • Yerel dağıtım ve satış sonrası hizmet ağı kurması,
  • Güçlü finansman ve lojistik modelleri geliştirmesi,
  • Eyalet ve federal düzeydeki mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmesi

gerekmektedir.

Özellikle başka ülkelerde üretilen malların küçük işlemlerden geçirilerek Türk menşeli gibi gösterilmesi yönündeki uygulamalar ciddi hukuki ve ticari risk oluşturur. Türkiye’nin güvenilir bir üretim ortağı hâline gelebilmesi, gerçek katma değer üreten ve şeffaf menşe yapısına sahip bir ihracat modeli geliştirmesine bağlıdır.

Türkiye’ye Yönelik Doğrudan Tarife Riski

Türkiye yalnızca üçüncü ülkelerin ABD pazarında kaybettiği paydan yararlanabilecek bir ülke olarak görülmemelidir. Türk çelik, alüminyum, bakır, tekstil, otomotiv veya diğer sanayi ürünlerinin de sektörel tarifelere ya da ticaret soruşturmalarına konu olması mümkündür.

Nitekim ABD’nin metal ürünlerinde ulusal güvenlik gerekçesiyle yürüttüğü tarife politikaları, Türkiye’nin önemli ihracat sektörlerini doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Haziran 2026 tarihli düzenlemelerde bazı metal ürünlerine yüzde 50, bazı türev ürünlere yüzde 25 ve belirli sanayi ekipmanlarına geçici olarak yüzde 15 oranında vergi öngörülmesi, ürün bazlı analiz yapılmasının önemini ortaya koymaktadır. (The White House)

Küresel Büyümenin Yavaşlaması

ABD ile diğer büyük ekonomiler arasında ticaret geriliminin artması, dünya ticaret hacmini ve küresel ekonomik büyümeyi zayıflatabilir.

Türkiye’nin ihracatı yalnızca ABD’ye değil, ağırlıklı olarak Avrupa Birliği ve yakın coğrafyalara yönelmektedir. Bu nedenle küresel talepte meydana gelecek bir daralma; otomotiv, makine, tekstil, demir-çelik, kimya ve beyaz eşya sektörlerinde siparişlerin azalmasına neden olabilir.

2026 yılının ilk altı ayında Türkiye’nin ihracatı yüzde 3,6 artarak yaklaşık 136,1 milyar dolara, ithalatı ise yüzde 4,6 yükselerek yaklaşık 189,2 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’nin dış ticaret yapısı, küresel büyüme ve finansman koşullarındaki değişimlere karşı hâlen önemli ölçüde duyarlıdır. (https://ticaret.gov.tr)

Döviz, Enflasyon ve Finansman Etkisi

Ticaret savaşlarının küresel belirsizliği artırması hâlinde yatırımcıların dolara ve güvenli varlıklara yönelmesi, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşturabilir.

Türk lirasında oluşabilecek değer kaybı ihracatçıların fiyat rekabetini kısa vadede artırabilir. Ancak enerji, ham madde, makine ve ara malı ithalatının maliyetini de yükselterek enflasyon üzerinde baskı oluşturabilir.

Bu nedenle döviz kurundaki yükselişin ihracat açısından doğrudan ve kalıcı bir avantaj olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Türkiye için asıl kalıcı kazanç; kur hareketlerinden değil, verimlilikten, markalaşmadan, teknolojiden ve yüksek katma değerli üretimden gelecektir.

Türk Şirketleri İçin Yeni Stratejik Yol Haritası

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde Türk şirketlerinin yalnızca ürün satmaya değil, ABD pazarında kalıcı bir yapı oluşturmaya odaklanması gerekmektedir.

Önümüzdeki dönemde şu modeller daha fazla önem kazanabilir:

  • ABD’ye doğrudan ihracat,
  • Yerel distribütörlük ve temsilcilik ağları,
  • Depolama ve lojistik merkezleri,
  • Amerikan şirketleriyle ortak üretim,
  • ABD’de montaj veya son işlem tesisleri,
  • Savunma ve havacılık tedarik zincirlerine katılım,
  • E-ticaret ve dijital satış kanalları,
  • Teknoloji ve mühendislik iş birlikleri,
  • Satın alma, birleşme ve stratejik ortaklık modelleri.

Türkiye’nin bu dönüşümden daha fazla pay alabilmesi için kamu kurumları, ihracatçı birlikleri, ticaret odaları, üniversiteler ve özel sektör arasında güçlü bir koordinasyon mekanizması kurulmalıdır.

Sektör ve ürün bazında hazırlanacak ABD pazar raporları, gümrük vergisi haritaları, eyalet düzeyindeki yatırım teşvikleri ve potansiyel alıcı analizleri Türk şirketlerinin karar süreçlerini güçlendirebilir.

Sonuç: Yeni Dönemin Kazananlarını Stratejik Hazırlık Belirleyecek

Trump yönetiminin gümrük vergisi politikası, yalnızca ithalatı pahalılaştıran teknik bir uygulama değildir. Bu politika; üretimin hangi ülkede yapılacağını, yatırımların nereye yönleneceğini, kritik sektörlerin nasıl korunacağını ve ülkelerin ekonomik güvenlik anlayışını doğrudan etkileyen kapsamlı bir stratejik dönüşümdür.

ABD açısından temel sınav, yerli sanayi ve istihdamda sağlanabilecek kazanımların tüketici fiyatları, üretim maliyetleri, ihracat kayıpları ve ticari belirsizlik nedeniyle oluşabilecek maliyetlerden daha büyük olup olmayacağıdır.

Türkiye açısından ise temel mesele, başka ülkelere uygulanan tarifelerden geçici bir avantaj elde etmekten çok daha geniştir. Türkiye; güvenilir üretim, yüksek teknoloji, şeffaf menşe yapısı, güçlü lojistik, uluslararası standartlara uyum ve etkin ekonomik diplomasi alanlarında ilerleyebilirse, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasından önemli kazanımlar sağlayabilir.

Ancak gerekli hazırlıklar yapılmadığı takdirde Türkiye; küresel talep daralması, yeni sektörel vergiler, döviz oynaklığı ve artan üretim maliyetleriyle karşı karşıya kalabilir.

Bu nedenle yeni dönemin kazananları, yalnızca düşük maliyetle üretim yapan ülkeler veya şirketler olmayacaktır. Kazananlar; değişen ticaret kurallarını doğru okuyan, teknolojik kapasitesini geliştiren, hukuki risklerini yöneten, ürünlerini çeşitlendiren ve hedef pazarlarda kalıcı kurumsal yapılar oluşturanlar olacaktır.

Küresel ticaret artık yalnızca fiyat üzerinden değil; teknoloji, güvenlik, dayanıklılık, standartlar ve stratejik ortaklıklar üzerinden şekillenmektedir. Türkiye’nin bu yeni dönemdeki konumu da bugün atacağı adımlarla belirlenecektir.

Trump’s New Tariffs Usher in a New Era in Global Trade: Opportunities and Risks for the U.S. and Turkish Economies

From the Editor | Mustafa Şimşek
General Coordinator – İllerde Ekonomi Newspaper

The policies pursued by the administration of United States President Donald Trump to increase customs tariffs and restructure trade relations on the basis of reciprocity represent a strategic transformation capable of affecting not only the U.S. economy, but also the global production and trade system.

The U.S. administration has continued in 2026 the reciprocal tariff program it launched in 2025 through new country-level agreements, sector-specific regulations and import measures justified on national security grounds. The Office of the United States Trade Representative’s 2026 Trade Policy Agenda also identifies reducing trade deficits, responding to foreign trade barriers and strengthening American manufacturing capacity among its principal objectives. (United States Trade Representative)

The restructuring of tariff regimes in June 2026 for certain products made from steel, aluminum and copper, followed in July by new decisions concerning commercial aircraft, jet engines and related components, demonstrates that the Washington administration is using tariffs not merely as a temporary negotiating instrument, but as an integral part of its industrial and national security policy. (The White House)

The Main Objectives of Strategic Protectionism

The principal objectives of the Trump administration’s new trade policy may be summarized as follows:

  • Increasing industrial production and domestic employment in the United States,
  • Encouraging both American and foreign companies to invest within U.S. borders,
  • Reducing the foreign trade deficit,
  • Decreasing dependence on foreign suppliers in strategic sectors such as steel, energy, defense, technology and critical minerals,
  • Restructuring global supply chains in line with national security priorities,
  • Establishing reciprocity in response to foreign trade barriers imposed on U.S. products.

Unlike the traditional understanding of free trade, this approach creates a model of strategic protectionism in which the state directly influences the geographical distribution of production through tariffs and investment incentives.

Who Actually Pays the Tariff?

One of the most important issues often overlooked in economic assessments is that a customs tariff is technically paid not by the exporting country, but by the company importing the product into the United States.

The importer may absorb the additional cost through lower profit margins, demand a price reduction from the foreign supplier or pass the cost on to consumers through higher retail prices. Who ultimately bears the economic burden depends on factors such as the level of market competition, the availability of substitute products, exchange rates and the pricing power of companies.

For this reason, it would be inaccurate to regard tariffs as a one-sided instrument that harms only foreign producers while generating a direct and uncomplicated benefit for the U.S. economy. A tariff may protect domestic producers while simultaneously increasing costs for American companies that depend on imported inputs.

Potential Effects on the U.S. Economy

Possible Short-Term Gains

New tariffs may provide certain American industries with a price advantage over imported products. In particular, domestic investment could accelerate in sectors such as steel, aluminum, machinery, energy equipment, automotive manufacturing, defense and advanced technology.

Foreign companies may also relocate production plants or assembly operations to the United States in order to avoid high tariffs. Provided that a favorable investment environment is established, this development could contribute positively to industrial employment, regional development and technological capacity.

Tariffs may also generate additional revenue for the federal budget. However, when assessing the net effect of this revenue on overall economic welfare, consumer prices, corporate costs, investment decisions and retaliatory measures by trading partners must all be considered together.

The Risk of Inflation and Higher Production Costs

American industry imports not only finished consumer goods, but also semi-finished products, raw materials, machinery components and technological inputs. Consequently, high tariffs imposed on imported inputs may raise costs for some of the very American producers that the policy is intended to protect.

If companies pass these increased costs on through higher sales prices, upward pressure on consumer inflation may emerge. The effect could be particularly visible in products for which domestic substitutes cannot be produced quickly.

The scale of the inflationary impact will depend on numerous variables, including the strength of the U.S. dollar, energy prices, domestic demand conditions, corporate profit margins and the monetary policy of the Federal Reserve.

The Trade Deficit May Not Close Automatically

One of the main objectives of higher tariffs is to reduce the U.S. foreign trade deficit. However, the trade balance is not determined by tariff rates alone. Domestic consumption, national savings, the federal budget deficit, exchange rates, energy imports and the overall growth rate of the U.S. economy also influence the trade deficit.

The U.S. trade deficit in goods and services increased from $54.6 billion to $77.6 billion in May 2026. During the same month, the goods trade deficit reached $106.5 billion, while the United States recorded a services trade surplus of $28.9 billion. These figures indicate that high tariffs do not guarantee that the trade deficit will be eliminated quickly or through tariff policy alone. (bea.gov)

The Possibility of Retaliation and Export Losses

Retaliatory tariffs imposed by U.S. trading partners could negatively affect American exports of agricultural products, industrial goods, aircraft, automobiles, technology and energy products.

Under such a scenario, production could increase in industries protected by tariffs, while export-dependent sectors could lose access to foreign markets. The net effect of the policy on the U.S. economy will therefore depend on whether the gains achieved in protected sectors outweigh the costs incurred elsewhere.

Uncertainty and Investment Decisions

Frequent changes in tariff rates, the introduction of new exemptions or the conclusion of different agreements with individual countries may make long-term investment decisions more difficult for companies.

When evaluating new manufacturing investments, companies consider not only today’s tariff rates, but also the predictability of the trade regime five or ten years into the future. For industrial policy to succeed, tariffs must therefore be supported by legal stability, competitive energy costs, a skilled workforce and strong infrastructure.

Opportunities and Risks for the Turkish Economy

The new U.S. tariff policy will not produce a one-dimensional outcome for Türkiye. New export and investment opportunities may emerge in certain sectors, while a slowdown in global trade and the possibility of higher sector-specific tariffs on Turkish products may create significant risks.

Potential Opportunities for Türkiye

If the United States imposes higher tariffs on China and other major manufacturing countries than on Turkish products, Türkiye may gain a relative price advantage in selected product categories.

The following sectors could benefit from new opportunities:

  • Machinery and production equipment,
  • Automotive components,
  • Electrical devices and cable systems,
  • White goods and household technologies,
  • Technical textiles and ready-to-wear clothing,
  • Chemicals and plastic products,
  • Furniture and construction materials,
  • Defense and aerospace components,
  • Medical devices,
  • Packaging and logistics solutions.

Türkiye’s proximity to Europe, the Middle East, Central Asia and North Africa, combined with its developed industrial infrastructure and flexible production capacity, may make the country attractive to American companies seeking to diversify their supply chains.

According to data from the Turkish Ministry of Trade, the United States ranked as Türkiye’s second-largest export destination during the first five months of 2026. This demonstrates the strategic importance of the U.S. market for Turkish exporters. (https://ticaret.gov.tr)

Opportunities Will Not Materialize Automatically

Higher tariffs imposed by the United States on other countries do not automatically mean that Turkish companies will gain market share.

For Turkish companies to achieve lasting success in the U.S. market, they must:

  • Examine customs tariffs on a product-by-product basis,
  • Fully comply with rules of origin and supply-chain requirements,
  • Complete U.S. technical standards and certification procedures,
  • Obtain product liability and commercial risk insurance,
  • Establish local distribution and after-sales service networks,
  • Develop strong financing and logistics models,
  • Evaluate federal and state-level regulations separately.

In particular, attempts to present goods produced in third countries as Turkish-origin products after only minor processing would create serious legal and commercial risks. Türkiye’s ability to become a trusted manufacturing partner depends on developing an export model based on genuine value creation and transparent rules of origin.

The Risk of Direct Tariffs on Türkiye

Türkiye should not be viewed solely as a country that may benefit from the loss of market share experienced by other exporters in the United States. Turkish steel, aluminum, copper, textile, automotive and other industrial products may themselves become subject to sector-specific tariffs or trade investigations.

The United States’ tariff policies on metal products, implemented on national security grounds, may directly affect some of Türkiye’s most important export sectors. Regulations announced in June 2026, which envisaged tariffs of 50 percent on certain metal products, 25 percent on some derivative products and temporary duties of 15 percent on selected industrial equipment, demonstrate the importance of conducting detailed product-specific analysis. (The White House)

A Slowdown in Global Growth

An escalation in trade tensions between the United States and other major economies could weaken both global trade volumes and worldwide economic growth.

Türkiye’s exports are directed not only toward the United States, but predominantly toward the European Union and neighboring regions. A decline in global demand could therefore reduce orders in sectors such as automotive manufacturing, machinery, textiles, iron and steel, chemicals and white goods.

During the first six months of 2026, Türkiye’s exports increased by 3.6 percent to approximately $136.1 billion, while imports rose by 4.6 percent to around $189.2 billion. Türkiye’s external trade structure remains significantly sensitive to changes in global growth and international financing conditions. (https://ticaret.gov.tr)

Exchange Rates, Inflation and Financing Conditions

If trade conflicts increase global uncertainty, investors may shift toward the U.S. dollar and other safe-haven assets, placing pressure on the currencies of emerging economies.

A depreciation of the Turkish lira may improve the short-term price competitiveness of exporters. However, it may also increase the cost of imported energy, raw materials, machinery and intermediate goods, thereby creating additional inflationary pressure.

For this reason, exchange-rate depreciation should not be considered a direct or permanent export advantage. Türkiye’s sustainable economic gains will come not from currency movements, but from productivity, branding, technological development and high-value-added production.

A New Strategic Roadmap for Turkish Companies

As global supply chains are restructured, Turkish companies should focus not merely on selling products, but on establishing a permanent commercial presence in the United States.

The following business models may gain greater importance in the coming period:

  • Direct exports to the United States,
  • Local distribution and representation networks,
  • Warehousing and logistics centers,
  • Joint production with American companies,
  • Assembly or final-processing facilities in the United States,
  • Participation in defense and aerospace supply chains,
  • E-commerce and digital sales channels,
  • Technology and engineering partnerships,
  • Acquisition, merger and strategic partnership models.

For Türkiye to secure a larger share of this transformation, strong coordination must be established among public institutions, exporters’ associations, chambers of commerce, universities and the private sector.

U.S. market reports prepared on a sectoral and product basis, tariff maps, analyses of state-level investment incentives and assessments of potential buyers could significantly strengthen the decision-making processes of Turkish companies.

Conclusion: Strategic Preparation Will Determine the Winners of the New Era

The Trump administration’s tariff policy is not merely a technical measure that makes imports more expensive. It represents a comprehensive strategic transformation affecting where production takes place, where investments are directed, how critical industries are protected and how nations define economic security.

For the United States, the central test will be whether the gains achieved in domestic industry and employment outweigh the costs created by higher consumer prices, rising production expenses, export losses and increased commercial uncertainty.

For Türkiye, the issue extends far beyond obtaining a temporary advantage from tariffs imposed on other countries. If Türkiye advances in reliable manufacturing, high technology, transparent rules of origin, strong logistics, compliance with international standards and effective economic diplomacy, it may secure substantial gains from the restructuring of global supply chains.

However, if the necessary preparations are not made, Türkiye could face weaker global demand, new sector-specific tariffs, exchange-rate volatility and rising production costs.

The winners of the new era will therefore not be limited to countries or companies capable of producing at the lowest cost. The winners will be those that correctly interpret changing trade rules, improve their technological capacity, manage legal risks, diversify their products and establish permanent institutional structures in target markets.

Global trade is no longer shaped solely by price. It is increasingly defined by technology, security, resilience, standards and strategic partnerships. Türkiye’s position in this new era will be determined by the decisions and investments it makes today.